Hz Nuh un Gemisi

NUH’UN GEMİSİ

 GÜVERCİN

 Nuh’un gemisi köşemizin ilk misafiri doğal olarak,GÜVERCİN olacak.Neden mi? Çünkü:

 Güvercinin kutsallığı yazılı olarak ilk Tevrat’tan başlayarak karşımıza çıkar.Nuh tufanından sonra hz Nuh tufanın bitip bitmediğini anlamak için güvercini  uçurur.Güvercin ağzında bir zeytin dalı ile dönünce,suların çekildiği anlaşılır.Güvercinin haber vermesiyle hayat yeniden başlar.O günden sonra güvercin ve zeytin dalı barış,huzur ve güvenin temsilcisi olur.

 Tevratta Nuh tufanı dolayısıyla yer alan güvercin,Hristiyanlıkta ise insanlara kardeşçe ve bir arada yaşama duygusunu getiren kuştur.Barış,cennet ve sevgiye ait özellikleri üzerinde barındırır.Ve insana bu duyguları yaşatır.

 İslamiyete göre saflığın ve günahsızlığın timsalidir.Bir çift güvercin hz Muhammedin saklandığı mağaranın girişindeki örümcek ağı üzerine yuva yapmış,rasülümüzü düşmanların kötülüğünden korumuştur…Yine güvercinler hz Muhammed’e saygılarından dolayı Kabenin üzerine konmadığı ve üzerinden uçmadığına inanıldığından KUTSALLIĞI ÖNE ÇIKAN BİR KUŞTUR.

 Yuvalarına sadık olan güvercinler bu özelliklerinden dolayı nereye gitmiş veya götürülmüş olurlarsa olsunlar,yuva yaptıkları yere geri dönerler.Bu özelliklerinden dolayıda insanlar tarafından haberleşme aracı olarak kullanılmışlardır.Askeri haberleşmede kullanılan güvercinlerin,Hasan Sabbah tarafından Alamut kalesinden müritleri ile iletişimde kullanılması efsanevi bir üne sahiptir.Teşkilatın diğer adı<< Güvercin kardeşliği>> dir.

  Tasavvufta sır ve gönül taşıyıcısı anlamına gelir.Güvercinler makamdan makama sır götürür,gönülden gönüle hakikat taşır.Batınilikte dervişlerin ruhlarının uyku esnasında güvercin şekline girdiğine inanılır.Dervişler güvercin şeklinde manevi makamlara yolculuk ederler.Güvercinler manevi ışık taşır.Allah’ın dervişlere nail ettiği kerametleri,manasıyla akıtır.Bu hal dervişin gerekli mana ışığını görmesine yarar.Mevlana’nında özellikle güvercinlere ilgi gösterdiği bilinmektedir.

 Tarihimizi incelediğimizde,1515 yılında Osmanlı devleti topraklarına katılan Diyarbakır ilinin BİR GÜVERCİN BAŞKENTİ olduğunu söylemek yanlış olmaz.Diyarbakır’da çok çeşitli güvercin ırkları yetiştirilmekteydi.Günümüzde, hızlı kentleşme ve benzer nedenlerle eskiye oranla biraz azalmakla birlikte Diyarbakırda hala güçlü bir güvercin kültürüne rastlanmaktadır.Bu kültürün oldukça eski dönemlere dayandığı bir gerçektir.Bölgede güvercinin kutsal bir kuş olarak bilinmesinin yanı sıra,haberleşme amacı ile kullanılan güvercinlerin sağladığı yararlar,kuşaktan kuşağa aktarılarak,kültürün devamlılığı sağlanmıştır.Halkın dokuduğu kilim,heybe,çorap gibi şeylerde güvercin figürleri çoğunlukla kullanılmaktadır.Bir çok yerel manide,şiirde güvercin ile ilgili konular yer alır.Diyarbakır’da gül ve ipek merakının yaygın olduğu Osmanlı devletinin son dönemlerinde ,Diyarbakırın ileri gelen aileleri arasında ,konaklarda güvercin yetiştirilmekteydi.Bu geleneğin Diyarbakırda 500 yıldan beri var olduğu bilinmektedir.Bu nedenle güvercinler birazda güç ve zenginlik göstergesi olmuştur.Bugün bile bölgede fazla kuşa sahip olmak,ayrıcalık ve mevki gibi algılanmaktadır.

 GÜVERCİN GÜBRESİ:KOĞA

 Güvercin gübresi bölgede geleneksel karpuz yetiştiriciliğinin yanı sıra diğer tarımsal ürünlerin yetiştirilmesinde de kullanılmaktadır.Özellikle kavun ve sebze yetiştiriciliğinde güvercin gübresi kullanımı yaygındır.Anadolunun çeşitli yerlerinde ,eski dönemlerde ,bağ ve bahçelerde kullanılmak üzere gübre gereksinimi için yabani güvercinlerin belli bir sisteme göre yetiştirildikleri bilinmektedir.GÜVERCİN GÜBRESİ,bileşiminde bulundurduğu maddeler açısından oldukça değerli bir gübre olarak kabul edilmektedir.Bileşiminde yaklaşık %25 organik madde %2 azot %1 fosforik asit bulunmaktadır.Osmanlı devleti döneminde <<KOĞA>>adı verilen güvercin gübresinin önemli bir ihraç ürünü olduğu bilinmektedir.Osmanlı devlet arşivinde yurt dışından gelen gübre talepleri ve yurt dışına yapılan çeşitli satışlara ilişkin belgeler bulunmaktadır.Yabancı ülkelere koğa satışının Osmanlı devletinin önemli gelir kaynaklarından biri olduğu bu konudaki belgelerden anlaşılmaktadır.

KUŞ EVLERİ

 Kuş evleri bir Osmanlı inceliğidir.Serçe ve güvercin sarayları tarihi bina ve mimari eserlerde yer alırken,günümüze gelen ince bir zevkin göstergesi olarak yapıları süsler.Ecdadın kuşlara yüklediği manevi anlamlar ve verilen değerin göstergesi olan kuş evleri ,Osmanlı medeniyetinin incelikler medeniyeti olarak adlandırılmasının haklı göstergesidir.

 Kuşlar İslam medeniyetinde hak ettiği güzel sıfatlarla anılmıştır.Cennet kuşu,melek gibi kelimelerle nlar kimi zaman tefekkür sahasnda güzellikleri ve zerafetleriyleAllah’ın halk etmedeki o muhteşem sanatının göstergesi oldular.Özgürlüğünü kanatlarda arayanlara uçmanın gerçeğini gösterdiler.Çocuklara yada masallara inatla ,inananlara Zümrüdüanka oldular.Küçücük ayaklarıyla anlamı kendilerinden ağır sözleri taşıdılar,uzakları kanatlarıyla yakın ettiler.

 Kuşlar….Evet onlar,sahip oldukları temizliğin hikmetiyle insanoğlunun ,medeniyetlerin,dinlerin dolayısı ile Osmanlı’nın kalbinde saraylara ve köşklere sahip oldular.Seslerine ötmek dedik,şakımak dedik..Vardır ötesi elbet kuş dilinin….Onu bilmek;Süleyman(a.s) olmak ister yada kuşla birlikte uçmak ister bedeninden ötelere…

 Osmanlı insanları kurduğu vakıflarla sadece insanları değil,hayvanları bile düşünmüştür.Kuşlar için kurulan vakıflar özel izlenimler sonucunda oluşmuştur.Uçuş rotalarında yaralanıp düşmeleri halinde onların tedavisini yaparak sürüsüne yetiştirmek üzere çalışmalar yapan GÖÇMEN KUŞLAR VAKFI,kışın kar ve buzdan yerlerde yiyecek bulamayan kuşların ölmemesi için buz ve kar üzerine yiyecek bırakan DARI VAKFI gibi vakıflerdır bunlar…

 Kuşlarla uçabilen kamil imanlılara selam olsun…Ne mutlu ruh kuşunu uçurarak özgürlüğe kanat çırpanlara…..

Kaynakça:Bilinmeyen Diyarbekir.com                       

yükleniyor..